Böbrek taşı hastaları tedavileri boyunca X-ışını kullanan görüntüleme yöntemleriyle radyasyona maruz kalırlar. Teşhis  sırasında kullanılan röntgen ve tomografi, taş kırma veya ameliyat sırasında kullanılan floroskopi cihazları ve ameliyat sonrası dönemde yapılan görüntüleme yöntemleri başlıca radyasyon kaynaklarıdır. Taş hastalığının kronik tekrarlayan bir hastalık olduğu düşünülürse hastaların ve biz hekimlerin bu konuda daha duyarlı olması, alınan radyasyon dozunu düşürmek için görüntüleme yöntemlerini akıllıca tercih etmesi gereklidir.

Kum döken veya acil servise şiddetli yan ağrısı ile başvuran böbrek taşı hastalarında ilk başvurulan görüntüleme yöntemi genellikle ultrasonografidir. Ultrasonografi X-ışınları yerine ses dalgaları kullanarak görüntü sağladığı için hastalarımız radyasyona maruz kalmaz. Bu nedenle gebe ve çocuk hastalar için özellikle avantajlıdır. Ancak ultrason ile bütün taşları görüntülemek mümkün olmayabilir.  Böbrek ve idrar kanalı (üreter) taşlarını saptama olasılığı tomografiye göre daha düşüktür. Ultrasonu yapan kişinin tecrübesi ve taşın bulunduğu yere göre başarısı değişmektedir.

İdrar yollarındaki taşları saptamada en kesin yöntem tomografidir. Taşın varlığını göstermenin yanında taşın boyutu, sertlik derecesi (dansitesi), böbrek ve diğer komşu organların durumu hakkında da bilgi verir. Bu yöntemin en büyük dezavantajı radyasyon kullanmasıdır. Son yıllarda kullanılan cihazlarda radyasyon dozu azaltılmış olsa da kabaca bir hastamı yılda 2 defadan fazla tomografi isteğinde bulunmamaya çalışıyorum.