Günümüzde artan obezite ve beslenme alışkanlıklarının değişmesi sonucunda malesef kalp ve damar hastalıkları artmıştır. Damar tıkanıklığı olan veya damar tıkanıklığı sonucu anjio yapılıp stent takılan veya ameliyat geçiren hastalar mutlaka genel olarak kan sulandıcı olarak adlandırdığımız bir veya birkaç ilacı ömür boyu kullanmak zorunda kalmaktadır. Bu ilaçlardan en eski olan ve halk arasında en yaygın bilinenleri Aspirin ve Coumadin (Kumadin). Bu ilaçlar pıhtı oluşumunu farklı mekanizmalarla engellemektedir.

Kan sulandırıcı kullanan hastaların herhangi bir ameliyat olması gerektiği zaman mutlaka önceden detaylı ve titizlikle değerlendirilmesi gerekir. Biz cerrahlar olarak bu hastaların cerrahi tedavisindeki endişemiz ilacın etkisiyle normalde olması beklenen pıhtımaşmanın olmayıp ciddi kanamalar oluşmasıdır. İlacın kesildiği durumda ise tam tersi pıhtı oluşumu ile damar veya stent tıkanması ve hastanın yaşamını tehdit eden durumların oluşması istemediğimiz durumdur.İlaç kullanımı da kesilmesi de belli riskler taşır. Bu riskler göz önünde bulundurulduğunda kan sulandırıcı ilaç kullanan hastalarda kanama riski en düşük olan cerrahi yöntemler tercihimizdir.

Böbrek taşı olan hastaların tedavisinde günümüzde 3 temel tedavi yöntemi uygulanmaktadır. Birincisi ses dalgaları ile taşların kırılması olarak adlandırılan SWL (Shockwave lithotripsy) yönteminde hastaya genellikle anestezi uygulanmaz. Citten uygulanan şok ses dalgaları vücut katmanlarını geçerek böbrek içindeki taşa ulaşır ve taşı parçalar. Zararsız bir yöntem gibi algılansa da özellikle kan sulandırıcı alan hastalarda bu yöntem ciddi kanama riskleri taşır ve uygulanması sakıncalıdır.
Diğer cerrahi tedavi yöntemi olan ciltten böbrek içine doğru uzanan bir tüp yerleştirip bu tüp içinden böbrek içindeki taşların parçalanıp çıkarılması işlemi Perkütan nefrolitotomi olarak adlandırılır. Bu yöntem de çok iyi kanlanan böbrek dokusu bir iğne ile geçilip balon ve veya özel aletlerle genişletildiği için kanama riski yüksektir.

Kan sulandırıcı kullanan hastalar için en ideal yöntem idrar yolundan girilerek taşın lazerle parçalandığı yöntem olan fleksibl üreterorenoskopi’dir.Bu yöntemle ciltte herhangi bir kesi yapılmayıp tamamen doğal yollardan endoskoplar ile böbreğe kadar çıkılır ve taş lazerle tamamen toz haline gelinceye kadar parçalanır. Büyük taşlarda birkaç seans gereksinimi bu tekniğin en büyük dezavantajı olmasına rağmen, ciddi kanama riskinin yok denecek kadar olması, kısa hastanede kalış süresi yöntemin en büyük avantajlarıdır.

Özetle; kan sulandırıcı kullanan böbrek taşı hastaları operasyon öncesi riskler açısından ürolog, kardiyolog veya dahiliye hekimleri ile değerlendirilmeli, ilaç kesimi veya daha düşük riskli bir ilaca geçiş kararı birlikte alınmalıdır. İlacın kesilmesinin riskli olduğu durumlarda fleksibl üreteroskopi ile lazer kullanarak taşların kırılması bu grup hastalarda tecrübeli ellerde güvenle uygulanacak tek tedavi seçeneğidir.